Sınav

Behiye Malkoc
3 min readMar 19, 2023

19 Mart 2023
27 Şaban 1444
6 Mart 1439
Pazar
19.15

Düştüm. 23 Ocak 2022 Pazar günü saat on civarı. Karlı bir haftaydı ve bindiğimiz vapurun merdivenleri buz tutmuştu. Vapur biz inemeden Kadıköy’e geri döner korkusuyla artık nasıl koştuysam ve duramayıp bütün basamakları neticemin üstünde nasıl zıp zıp zıplaya indiysem çizgi film kahramanı edasıyla… O gün bir iki saat ağrıdı muhtelif yerlerim sonra geçti.

Sonra annem öldü. 26 Ocak 2022 Çarşamba günü ikindiyi biraz geçe on altı elli civarı. Zordu. Kötüydü. Acıydı. Beklemiyorduk. Sabaha kadar öptük, elini tuttuk. Ahirete kadarlık. Perşembe oldu, yıkandı, girdim gassale yardım ettim. Yan döndürdüm. Elini tuttum. Yine öptüm. Ahirete kadarlık. Defnettik. Ağladık, Kur’an okuduk. Sarıldık birbirimize. Uyumadık. Cuma oldu. Baktım bir acı. Yok içimin acısı değil. Dışımda vücudumun orta yerinde fiziksel bir acı. Mümkün değil oturamıyorum.

Sonra doktora gittim; yumuşak doku zedelenmesi, kırıktan beter. Simit alacaksınız, iyileşene kadar simide oturacaksınız, dedi. Neyse işte simitli simitsiz alıştım bir şekil o acıya. Annemin gidişiyle özdeşleştirdim. Acımayı bırakırsa annemi unutacağımdan korktum falan. Bilmiyordum ki bu acı burun direğinin sızlaması deyiminin hayatımdaki izdüşümü olacak. Sızlıyormuş ya gerçekten insanın burnunun içinde -direği mi bilmem ama- bir yerler. Derken yaz geldi ben bir daha düştüm. Merdivenden yine. Dolabın yukarılarına bir şeyler yerleştirirken ya da alırken. Duvara geldi sol kolum. Yine bir müddet acıdı oram buram. Sarı kantaron yağı sürdük falan. Geçti. Sandım. Eylülde bir başladı ağrımaya sol kolum. Böyle bir yanma bilmedim ben ömrümce. Unuttuğumdan duvara çarptığımı, herhalde dedim, kireçleme falan. Önemsemedim. Acıya rağmen gitmedim doktora.

Sonra kasım sonu aralık başı hiç hesapta yokken ameliyat olmam gerekti. Hazır hastaneye gitmişken koluma da baktırdım. Kas yırtılmış. Ameliyat, onun getirdiği zorluklar, nekahet derken sıra kolla ilgili tedavi sürecine geldi, fizik tedavi başladı. Sonra o esnada mart (evet geldik 2023'e) başında benim fıtık nüksetti yekten. Belimdeki. Bütün bunların arasına üç grip, bir ateşsiz öksürük de sıkıştı.

Anlayacağınız annem gitti gideli yüzüm gülmedi sağlıkla imtihanım bitmedi. Sağ olsun eş dost, arkadaş akraba üzüldüler halime. Aradılar sordular. Her nasılsın dediklerinde eklenen yeni rahatsızlığı söylemek dramı sardı beni. İyiyim desem değilim, demesem anlatsam eh be abicim, utanıyorum. Mütemadiyen hasta. Daha bu yaşta.

Bu arada tabii bu başıma gelenlerin Retro’dan metrodan, balığa giren Satürn’den, annemin gidişinden, hayatın taşıyamadığım yüklerinin vücudumun muhtelif yerlerinden pörtlemesinden mütevellit olduğu ile ilgili sayısız yorum/tahmin/tesbit ile hercümerç oldum. (En hoşuma gideni ay ne çektin Behiye, oldu valla ne yalan söyleyeyim.)

Yazıya başlarken niyetim, bir yıldır yaşadığım sağlıkla imtihanımdan bahsedip geçmiş olsunlar akabinde gelen yorumların beni ne kadar yorduğunu, böyle durumlarda içten gelen bir ‘geçmiş olsun, senin için ne yapabilirim’i duymanın sevinçli ve sağaltıcı bir şey olduğunu ve dahi yettiğini söyleyerek satırlarıma son vermekti. Vazgeçtim. Demeyeceğim. Yorgunluğum geçti. Ne süfli bir yük uydurmuşum kendime. Bunca gerçek acıya perde ettim belki de. Bir süre de olsa daha az duyumsayayım etrafımdaki tahammülfersa afetlerin izlerini diye olabilir.

Hiçbir teselli -bu cümleleri kuracak birileri kaldıysa etrafında kişinin- cümlesinin işlemeyeceği acılar cemre diye düşerken topağa.
Utandım Allah’ım.
Anladım Allah’ım.

--

--